top of page

ŞIVGIN (2010)

karma çalgı topluluğu için / for mixed chamber ensemble 

1.1.1.1. / 1.0.0.0. / 1 perc / 1.1.1.1.0

Süre: 8'30''

ilk seslendiriliş: 12/10/2014 — Ensemble Court-Circuit; şef: Julien Leroy

ikinci seslendiriliş: 28/01/2026 — Ensemble Ernst; şef: Thomas Rimul

Şıvgın, bestecilik pratiğimde geriye dönüp baktığımda kayda değer bulduğum ilk çalışmadır. Buradaki “kayda değer” nitelemesi, teknik bir kusursuzluk iddiasına değil; bilinçli bir estetik yönelim, belirgin bir ses arayışı ve form fikriyle yazılmış ilk müzik oluşuna işaret eder. Öncesindeki denemeler daha çok arayış notları niteliğindeyken, Şıvgın bir tür niyet beyanı olarak görülebilir.

 

Bu müzik, 2010 yılında konservatuvara başladığım dönemin hemen ertesinde ortaya çıktı. O yıllarda kompozisyon eğitimi, doğrudan yönlendiren ya da sistematik bir teknik program sunan bir yapıdan ziyade; dinleme, sezme ve bireysel keşfe alan açan bir atmosferde ilerliyordu. O yaşta bu mesafeli tavır bende ciddi bir huzursuzluk yaratmıştı. “Doğru yol”un gösterilmesini bekleyen genç bir zihin için bu boşluk epey sertti. Çünkü genç besteci çoğu zaman yalnızca ilham değil; yöntem, sistem ve tarif bekler. Hangi tekniklerin hangi bağlamda “işe yaradığı”, bir fikrin nasıl geliştirileceği, malzemenin nasıl dönüştürüleceği, formun nerede başlayıp nerede çözüleceği gibi somut araçlara ihtiyaç duyar. Kısacası, sezgiyle yetinmek değil; sezginin nasıl disipline edileceğini öğrenmek ister. Bu rehberlik sunulmadığında ortaya çıkan boşluk, ya paralize edici bir belirsizlik ya da inatçı bir öz-örgütlenme çabasına dönüşür.

 

Geriye dönüp baktığımda, bu yönsüzlük hissinin aslında zorlayıcı ama verimli bir alan açtığını düşünüyorum: dışsal bir estetik otoriteye yaslanma imkânı ortadan kalktığında, insan ya belirsizliğin ağırlığı altında üretmekten vazgeçer ya da bu boşluğu kendi yöntemini kurarak doldurmak zorunda kalır. Bu zorunluluk, hazır cevaplar yerine kişisel çözümler üretmeyi; taklit edilen teknikleri sorgulayıp dönüştürmeyi; en önemlisi de “nasıl yazmalıyım?” sorusunu giderek “ben neden yazıyorum ve neyi duymak istiyorum?” sorusuna çevirmeyi beraberinde getirir. Böylece yönsüzlük, edilgin bir kayıp olmaktan çıkıp, kişisel sesin yavaş ve çoğu zaman sancılı biçimde inşa edildiği bir çalışma alanına dönüşür.

 

Ben ise ikinci yolu seçtim: belirsizliğin yarattığı boşluğu, kendi yöntemimi kurmaya dönük inatçı bir çalışma alanına çevirmeyi. Hazır estetik doğrulara tutunmak yerine, dinlediğim müzikleri parçalayıp yeniden kurarak; işe yarayan teknikleri körü körüne benimsemek yerine onları kendi işitsel sezgimle sınayarak ilerlemeyi tercih ettim.​​​​​​​​​​​​​​​

 

Dinleme repertuvarı içinde özellikle spektral ve post-1960 avangardının belirli örnekleri öne çıkıyordu. Bu çerçevede Gerard Grisey, György Ligeti, George Crumb ve Luciano Berio’nun (özellikle Sequenza’lar) müzikleriyle yoğun temasım oldu. Şıvgın’ın dokusal yaklaşımı, genişletilmiş çalgı teknikleri ve tını-merkezli düşünüşü bu dönemin doğal bir yansımasıdır. Bugün baktığımda, bu etkinin neredeyse fazla görünür olduğunu söyleyebilirim; fakat o dönem için bu, öğrenmenin dürüst bir biçimiydi: taklit ederek, zorlayarak, bazen ıkınarak.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şıvgın — açılış kesiti (ölçüsüz)

Uyarı: Kayıt çok sert bir atakla başlamaktadır; kulaklıkla dinlemeden önce ses seviyesini düşürmeniz önerilir.

Warning: The recording begins with a very sharp attack; please lower the volume before listening with headphones.

 

 

Bu estetik yönelimin ilerleyen yıllarda benim için tartışmalı hale geldiğini de not düşmeliyim. Avangardın kurumsal dolaşım biçimleri, uluslararası fon mekanizmaları ve kültürel diplomasi bağlamı üzerine düşündükçe, genç yaşta içselleştirdiğimiz bazı estetik kabullerin tarihsel-politik arka planı üzerine daha eleştirel bir perspektif geliştirdim. Bu, söz konusu bestecilerin değerini azaltan bir yargı değil; daha çok estetik üretimin hangi yapılar içinde dolaşıma girdiğine dair bir farkındalık meselesidir. Şıvgın, bu farkındalığın öncesine ait bir çalışmadır; saf inanç ile yoğun bir teknik takıntının kesişiminde durur.

 

Müziği yazdıktan dört yıl sonra, ISCM Dünya Yeni Müzik Günleri’nin açık çağrısına gönderdim. Beklentim sınırlıydı; ancak müzik Türkiye seçkisinden geçerek uluslararası jüriye iletildi ve programa kabul edildi. Performans, Ensemble Court-Circuit tarafından gerçekleştirildi. Topluluk müziği Fransa’da çalıştı; son provayı Polonya’da dinleme imkânım oldu. Müdahale etme ihtiyacı hissetmedim; müziği teknik olarak çözmüş, hatta yer yer benim yazdığımın üzerine koyarak kendi iç tutarlılığı olan net bir yorum geliştirmişlerdi. Konserin kaydı bugün hâlâ bu müziğin en berrak temsilidir.

 

Festival kapsamında aynı programda Özkan Manav ve Meliha Doğuduyal’ın da yer alması, öğrencilik yıllarım için ayrıca anlamlıydı. Genç bir besteci olarak uluslararası bir bağlamda büyük bir festivalde duyulmak, Şıvgın’ın benim için “kayda değer” oluşunun ikinci sebebidir: estetik niteliklerinden bağımsız olarak, kamusal dolaşıma girdiği ilk eşik olması bakımından.

​​

Bugün Şıvgın’a baktığımda, hem naif hem cesur buluyorum. Fazla yoğun, yer yer fazla iddialı; ama dürüst. Belki de ilk kez gerçekten yazmak istemiş birinin müziği olduğu için.

Sivgin_1.jpg
Sivgin_2.jpg
00:00 / 00:43
bottom of page