top of page

————————————————————————————————————————————————————————————————

MİTHATCAN ÖCAL:

mithatcanocal@gmail.com​​​————————————————————————————————————————————————————————————————

YAYINCI / PUBLISHER:​

​      

AMA Verlag GmbH​ & Verlag Neue Musik

   

Grabbeallee 15
13156 Berlin
Germany

 

Tel: +49 (0)30-616981-0

Editörlük Bölümü / Editorial department: vnm@verlag-neue-musik.de
Kiralama Bölümü / Rental department: leihmaterial@verlag-neue-musik.de
————————————————————————————————————————————————————————————————

MÜRÂCAÂT ve MUHÂBERE
İşbu bestekârın irtibatına dair usûl ve erkânın beyanıdır.

  1. Ma‘lûm ola ki, işbu sahife umumî müracaatların serbestçe kabul olunduğu bir mahall olmayıp, ancak sahih niyet ve ciddî sanat talebiyle vârid olanlara meftûh tutulmuştur.

  2. İptal kültürü, fişleme ve niyet tahmîni gibi teamüller ile mâruf eşhâs ve müessesât ile muhâbere olunmaması, meclis-i sanatın selâmeti için mukarrer kılınmıştır. Zira sanatkârın eser ve fikri yerine siyasî beyanı sebebiyle programlardan ihracı, yahut tahkiki sabit olmamış ahlâkî isnadlar ile şenliklerden elenmesi nev‘inden tasarruflar, sanat muhakemesini estetik ve fikrî zeminden çıkarıp siyasî sadakat ve itibar tertibatına tahvil eder. Bu kabil muamelelerin meşruiyet kazandığı mahfillerle teşrik-i mesai olunmaz.

  3. Hususî ders, portfolyo tetkiki ve “seviye tespiti” nev‘inden talepler kabul olunmaz. İlm-i musikî pazara çıkarılmaz; taleb-i sahih zuhur ederse, hoca talebesini kendi bulur. Bazı bestekâr namzetleri eser arz eder görünmekle beraber ekseriya “bu eser ile hangi mektebe girilir, lisans yahut lisansüstü için kifâyet eder mi” gibi suâller tevcih ederek sanatı bir memuriyet merhalesine vasıta kılma niyetini izhar ederler. Hâlbuki musikî, idari dereceler ve müfredat basamaklarıyla ölçülür bir meta‘ değildir. Bir eserin “hangi seviyeye yeterli” olduğuna dair umumî ve muteber bir cetvel mevcut değildir; zira her eser kendi iç kanunu, zarureti ve estetik mantığı ile kâim olur. Bu itibarla bu minvâl üzere tevcîh olunan suâllere cevap verilmez; zira musikî istihdam cetvellerine değil, zamana ve hakikî dinleyişe hitap eder.

  4. Müracaat olunmaksızın tevcih edilen ve derhal intikâl ile ikamet değişikliğini istilzam eden rezîdâns davetleri ekseriyetle iâde olunur. Zira müellifin İstanbul’da müstakâr bir hayat mecrası mevcuttur.

  5. Harîc diyârlardan vuku bulan temsîl davetlerinde yol, ikamet ve vize masârifinin davet eden müessesece deruhte edilmesi ve muâmele-i vize hususunda fiilî kurumsal muâvenet gösterilmesi elzemdir.

  6. Kendini hürriyet ve müsâmaha ile tavsif ettiği hâlde fikrî muhalefete tahammül göstermeyip her ihtilâfı ahlâkî suç addetmekle mâruf zevât ile muhâbereye girilmez. Sanat meclisi tek tip vicdanların ittifakı ile değil, hakikî ihtilâfın vakar ile taşınmasıyla kaîm olur.

  7. Her ne suretle olursa olsun, siyaset-i kübrânın gölgesinde hareket eden, sanatkârı jeopolitik nümayişin süsü kılmaya meyyâl mahfillerden gelen davetler ihtiyat ile karşılanır. Musikî, bloklar arası rekabetin remzi kılınmak için telif olunmaz.

  8. Eser ve bestekârı, küresel kuvvet merkezlerinin ahlâkî meşruiyet tertibatına zımnen dâhil etmeye matuf teşebbüsler, niyet ne kadar müphem olursa olsun, kabul görmez.

  9. Siyasî maksat güttüğü zâhir olan, her fırsatta memleket-i Türkiye’yi tahfif ve tahkir ile meşgul yahut bestekârı “batının temsîlî yüzü” diye pazarlamaya heveskâr gazetecilere cevap verilmez. Sanatkârın hüviyeti, gazete sütunlarının jeopolitik tasnif cetvellerine sığacak bir meta‘ değildir.

  10. Besteci kendisini herhangi bir medeniyet blokunun vitrini addetmez; İstanbul’un içinden neş’et etmiş bir ses olarak kalmayı ihtiyar eder. Bu ses, ithâl etiketlerle tarif olunamaz; olunmaya teşebbüs edildiğinde sahih mukabele sükût yahut keskin bir reddiye olur. 

  11. İşbu babda ısrar ve tahrik vuku bulursa, mülâkat kapısı büsbütün mesdûd addedilir; zira sanatkârın vakarını muhafaza etmek, her türlü neşr-i efkâr münasebetinden evlâdır.

  12. Bestekâr tabiatı itibârıyla sükûtu tercih eder ise de, kasdî tahrik ve haddi aşan muameleler karşısında mukabele etmekten imtinâ etmez. Bazı ihtilâfların yalnız mektuplaşma ve hukuk metinleriyle değil, doğrudan yüz yüze görüşülerek hallolduğu da malûm bir hakikattir. Bu sebeple muhâbere eden zevâtın söz ve tavırlarında itidal üzere bulunmaları kendi maslahatlarına olacaktır.

  13. Nihayet, bu sicil ile ilân olunur ki, bestekârın sükûtu red mânâsına gelmez; belki müzakerenin daha derin bir vakte tehir olunduğuna delâlet eder.

​​​

Ne ararsan kendinde ara, sakın fezâda gezip durma

Fezâ boşluktur, sen dolu ol, fezâya düşüp durma

bottom of page